raku kimdir?
Anadolu'nun bir yerlerinde, tam olarak nerede olduğu bilinmeyen bir kestane ormanında doğdum.
Gözlerimin etrafındaki siyah halkalar çoktan kaderim oldu — gece görüşüm iyi, merakım had safhada, burnumu sokamadığım delik yok. Ne de olsa ben bir raku'num.
Küçükken ormanın sınırını hiç geçmezdim. Annem uyarırdı, ben dinlerdim. Ta ki o sabaha kadar.
Bir gün, kimse uyumadan önce orman sınırına kadar yürüdüm. Orada durdum. Ve uzakta, ağaçların arasından süzülen ışıkları gördüm. Şehrin ışıklarıydı. O an içimde bir şey kırıldı — ya da belki tam tersi, bir şey yerine oturdu.
Geri döndüm. Ama artık aynı Raku değildim.
Birkaç gün sonra ormanda eski bir harita buldum. Katlanmış, kenarları yıpranmış, üzerinde onlarca şehir işaretlenmiş. Kimin bıraktığını bilmiyorum. Belki rüzgar getirdi, belki biri bıraktı, belki harita kendisi geldi. O haritayı açtığım gün yola çıktım.
O günden bu yana çok şey gördüm.
İstanbul'da sabahın erkeninde Galata Köprüsü'nde balıkçıların yanında oturdum. Kapadokya'da bir balonla vadinin üzerinde süzüldüm — patilerimi sarkıtıp bulutu tutmaya çalıştım. İzmir'de Kordon'da deniz kokusunu içime çektim, Kemeraltı'nın labirentinde saatlerce kayboldum. Antalya'da Kaleiçi'nin dar sokaklarında gün batımını izledim, antik taşların hâlâ sıcak olduğunu hissettim.
Her şehirde bir sır var. Her sokakta bir hikaye. Her lokmada bir tarih. Ben bunları bulmak için buradayım.
Raku Atlas benim not defterim. Gittiğim yerleri, tattığım lezzetleri, konuştuğum insanları, kaybolduğum sokakları buraya yazıyorum. Abartmadan, filtrelemeden, bir rakunun gözünden.
Umarım işine yarar. Umarım bir gün sen de o ışıkları görürsün.
— Raku